logo

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Eylem Habere Konuştu


Erdoğan Toprak, 10 Aralık 1961’de Adana Zeytinli’de doğmuş. İş Adamı; Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümünü bitirmiş.

Bahçelievler Spor Kulübü Başkanlığı, Bakırköy Spor Kulübü Asbaşkanlığı ve Beşiktaş Spor Kulübü Başkan Yardımcılığı yapmış. 3 Dönem İstanbul İl Başkanlığı görevinde bulunmuş.

20, 21 ve 24. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilmiş. 21. Dönemde Türkiye Hindistan Dostluk Grubu Kurucu Başkanlığını yapmış. 57. Hükümette Devlet Bakanlığı görevini yürütmüş. 2010 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiştir.

Röportaja Sayın Toprak ile soru cevap şeklinde devamlığı sağlandık.

1) Tanımayanlar için Erdoğan Toprak kimdir?

“Tunceli’de başlayan, ailemin Adana’ya göç etmesiyle devam eden meşakkatli ve bir o kadarda mücadeleci bir yaşantım oldu. O süreçte bir süre eğitimime ara vermek zorunda kaldım, daha sonra yükseköğrenimimi tamamladım. Önce babamla çalışmaya başladım, daha sonra İstanbul’a geldik, 20 yaşında; kendi işimi kurarak ticarette, iş dünyasında yer aldım. İş dünyası yanında “siyaset” ve “spor” hayatımın en önemli iki odak noktası oldu. Bakırköy’de, Bahçelievler’de Kulüp başkanlığı yaptım, Beşiktaş JK yönetiminde yer aldım. Rahmetli Bülent Ecevit’in Başbakanlığı döneminde, kabine de Gençlik ve Spor’dan sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptım. Yaşam felsefem; önce insan, insan olmak anlayışımın ardından yılmadan çalışma şevkim, hedeflerim, huzurlu bir aile ve dostlarımla paylaşımlarım. Zaten insana değer veren, çalışmaktan keyif alan, hedefleri olan, ilkeli ve dürüst adımlar atan bir bireyin mutsuz olması, başarısız olması mümkün değil. Makam ve koltuklar gelip geçicidir. Sevginin, saygının, bilginin, başarının, hoşgörünün, koltuğunu taşıyabiliyorsanız ne mutlu size, o koltuk kalıcıdır.”

2) Siyasete nasıl başladınız?

“Orta öğretim yıllarımdan bu yana siyasetin tabir yerindeyse hep içinde oldum. Siyaset hayatımın önemli ve ayrılmaz bir parçası oldu. Gençlik yıllarımızdan itibaren, Karaoğlan unvanı ile rahmetli Bülent Ecevit, 1970’li yıllarda ülke siyasetinin, sosyal demokratdemokratik sol siyasi çizginin büyük bir önderi, yüz akı bir devlet adamı ve lideriydi. Kendisine sempatim ve sevgim çok büyüktü. 12 Eylül darbesiyle CHP kapatıldıktan sonra, 1980 sonrası, rahmetli Bülent Ecevit DSP’yi kurunca onunla birlikte siyasete atıldım. DSP’nin örgütlenmesi, İstanbul il başkanlığı, milletvekilliği, Bakanlık vb. görevleri üstlendim. 1992 yılından bugüne aktif siyasetin içindeyim. Şu anda, siyasi çalışmalarımı çeşitli kademelerinde görev aldığım, Genel Başkan Yardımcılığı, PM ve MYK üyeliği yaptığım, CHP’de, İstanbul Milletvekili olarak Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı olarak sürdürüyorum. Genç yaşta hem siyaset hem iş dünyasında yer almanın, başarılı bir performans sergilemenin gururuyla, gençleri çok önemsiyorum. Onlara yol gösterici olmak ve tecrübelerimi aktarmaktan çok mutluyum.”

3) Türkiye’de belediye başkanları istifa ediyor bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

“Bugüne kadar siyasi hayatım boyunca seçimle gelen, seçmen iradesini temsil eden, mahalle muhtarından, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, milletvekiline, Cumhurbaşkanına kadar tüm kademelerde seçmen tercihine saygıyı, demokratik temsili savundum. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesi vazgeçilmezdir. Millet egemenliğinin somutlaşmış hali ise özgür irade ile kullanılan oy, seçmen tercihi ve bu tercihin belirlediği seçilmiş insanlardır. Her dönemde, seçimle gelen hükümetlere yönelik askeri, siyasi darbelere karşı çıktım. Bunlar hep demokrasimizi geriletti. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin toplumda, demokrasimizde, anayasal düzenimizde yaptığı tahribat, açtığı yaralar hâlâ kapanmış değil. 15 Temmuz 2016’da yine gerici bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kaldık ve toplumsal birlik, beraberlikle bertaraf ettik. Ama şimdi görüyoruz ki o darbe teşebbüsüne karşı çıkılırken, bu bahane ile bir başka sivil siyasi darbenin altyapısı hazırlanmış. Türkiye, yaklaşık iki yıldır, ‘Olağanüstü Hal’ rejimi altında yönetiliyor. TBMM’de seçmen tercihiyle tecelli eden millet iradesi, millet egemenliği, Kanun Hükmünde Kararnamelerle devre dışına itilmiş durumda. Ülke, TBMM iradesi üzerinde vesayet kuran bir kişinin iradesine teslim edilmiş durumda. Bu irade üniversitelerdeki rektör seçiminden, yerel yönetimlerdeki seçilmiş belediye başkanlarına kadar her kademede müdahaleci, baskıcı bir yöntemle kendi iradesini seçilmişlerin yerine ikame ediyor. OHAL rejimi altında Doğu ve Güneydoğu’da onlarca seçilmiş başkan terör örgütü üyeliği gerekçesiyle görevden alındı, tutuklandı. Sonrasında metal yorgunluğu denilerek, İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir, Niğde Büyükşehir ve Belediye Başkanları baskıyla istifa ettirildi. İstifa etmek istemeyenlerin, kendileri, aileleri tehdit edildi. Şu anda İstanbul, Ankara, Bursa’yı da katarsanız, Güneydoğu’da Diyarbakır gibi bölgenin en büyük ilini ve diğer illeri de düşünürseniz, 2014’te seçim kazanarak gelen başkanların temsil ettiği yüzde 50’ye yakın bir seçmen iradesi sakatlanmış, temsil imkânı ortadan kaldırılmış durumda. Yerel yönetimler seçmen tercihine göre değil, OHAL rejimi, tek kişinin iradesi, siyasi baskılar, tehditlerle istifa ettirilen başkanların yerine atanmış başkanlarca, bazı yerlerde kayyumlarca yönetiliyor. Bu tablo demokrasinin katledilmesi, özgür seçmen tercihinin yok sayılması, seçmenin milli iradesinin teslim alınıp, hukuken sakatlanmasıdır.”

4) İstanbul Milletvekili Didem ENGİN araştırmasında; Türkiye de şu anda 100 kişiden 68 kişinin borçlu olduğu ortaya çıktı, bununla alakalı ne düşünüyorsunuz?

“AKP iktidarının ve her alanda olduğu gibi ekonomide de yanlış ve günü kurtarmaya yönelik politikalarının sonucudur bu tablo. Devleti zaten borçla yönetiyorlar. Hazine borç bulmak için piyasadaki tüm parayı çekiyor. Torba yasayla meclisten hazine için 37 milyar liralık ilave borçlanma imkânı çıkarttılar. Aldıkları borçlarla, Türkiye’nin gelecek 20-25 yılını ipotek ettiler. Faiz lobisinin, döviz lobisinin en büyük hamisi, en büyük kazanç kapısı AKP iktidarı… Bakmayın siz Cumhurbaşkanının, Başbakanın yüksek faizden yakınmasına. Bu hükümet, uyguladığı para, faiz, döviz politikaları ile faizcinin en yakın dostu! Bunun sonucu olarak; enflasyon, işsizlik çift hanede. TL en değersiz paralar arasında. Vatandaşa dövizinizi, altınınızı bozdurun diyorlar ama dövizi olan vatandaş enflasyon karşısında eriyen TL yerine hızla dövize geçiyor. Adaletsizliği, yoksulluğu, AKP hükümetinin yarattığı kendi zenginlerinin, yakınlarını servet sahibi yapma politikalarının en somut sonucu. Ülkenin kalanı ise zamlarla, enflasyonla, elektrik, doğalgaz faturasıyla boğuşuyor. Kredi kartıyla yaşıyor. Kart taksitini ödeyemediği için milyonlarca kişi bankaların kanuni takibinde, icrayla, hacizle karşı karşıya!”

5) Medyaya yapılan baskılar hakkında neler düşünüyorsunuz?

“Yüzlerce gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede, özgür medyadan söz etmek mümkün değil. 12 Eylül darbesi döneminde bile bu kadar çok gazeteci tutuklanmadı, gazetelere böylesine ağır baskılar uygulanmadı. TMSF tarafından çeşitli bahanelerle el konulan medya organları, hükümete yakın işadamlarına, havuz müteahhitlerine satılarak iktidar medyası yaratıldı. Hepimizin vergileriyle finanse edilen, elektrik faturalarımızdan pay alan TRT, tamamıyla iktidarın, sahibinin sesi konumunda! Medyanın yüzde 80’i iktidar kontrolünde, baskı ve sansür altında! Kalan yüzde 20’lik nispeten muhalif olarak adlandırılan medya alanı da davalarla, tutuklamalarla, yargı eliyle, ekonomik baskılarla sindirilmeye çalışılıyor. Türkiye tüm dünyada, köklü uluslararası basın meslek örgütlerinin raporlarında, medya özgürlüğü, gazeteci ölümleri ve tutuklamaları, internet özgürlüğü, sosyal medya yasakları vb. kriterlerde en dibe doğru inmiş durumda. Afrika’daki kabile devletleri, Kuzey Kore, Suriye, Libya gibi baskıcı ve dikta yönetimleri ya da kaos içindeki ülkelerle aynı konumda, bazılarının da gerisinde. Cumhurbaşkanının, iktidarın elinde adeta bir savcılar ordusu, gazetelere, gazetecilere, medyaya, aykırı bir söz eden, twit atan herkese karşı 24 saat nöbette. Muhalefetin sesi susturulmaya, kısılmaya çalışılıyor. Şimdi artık muhaliflerin de ötesinde, kendi içlerinde temizliğe başladılar.”

6) Sizin halkımıza ne gibi önerileriniz var?

“Biz TBMM’de, TBMM dışında, il ve ilçe örgütlerimizle üyelerimiz ve teşkilatlarımızla, siyasi mücadelemizi yılmadan sürdürüyoruz. Genel başkanımıza, milletvekillerimize davalar açılıyor, fezlekeler düzenleniyor, milletvekilimiz tutuklanıyor. Ama bu ülkeyi kimseye bırakıp, teslim edip, yılgınlığa kapılıp gidecek halimiz yok. Halkımıza yılgınlığa kapılmamalarını, Cumhuriyeti, demokrasiyi, özgürlükleri savunmaya devam etmelerini söylüyoruz. Ülkemizde ve dünyada böyle dönemler zaman zaman yaşandı, yaşanıyor. Hepsinin bir sonu oldu. Tarihin karanlık sayfalarında yerlerini aldılar. Öncelikle kendilerine şunu sormalarını istiyoruz; kendileri, aileleri, çocuklarının böyle bir yönetimde, böyle bir rejim altında yaşamasını istiyorlar mı? 2019’da bunun cevabını sandığa gidip, oylarıyla vermelerini, o güne kadar da bu baskılara, sindirme ve yıldırma adımlarına karşı sonuna kadar bizimle ve diğer demokrasi savunucularıyla birlikte mücadeleye devam etmelerini istiyoruz. Demokratik haklarımızı, direnme hakkımızı, çağdaş ve özgür bir ülkede yaşama amacımızı hiçbir zaman terk etmeyeceğiz. Karanlığı bu şekilde el birliği ile aydınlığa dönüştüreceğiz.”

7) Adalet yürüyüşü hakkındaki yorumlarınız nelerdir?

“Toplumun tüm kesimlerinin, siyasi düşünce, inanç, etnik köken farkı olmaksızın, parti ayrımı olmaksızın, adalet susamışlığının bir dışa vurumuydu. Bugün artık ülkemizde yargıya güven tüm araştırmalarda, kamuoyu yoklamalarında en alt sıraya inmiş durumda. Yargı bağımsızlığı, adalet ihtiyacı, ekmek, su, hava kadar temel bir insani gereksinim. İnsanların haksızlıklar karşısında sığınacağı güvendiği bir adalet mekanizması, hakkını arayacağına inandığı bir yargı kurumu yoksa, o toplumda karamsarlığı, umutsuzluğu, gelecek kaygısını beslemiş olursunuz. Adalet Yürüyüşü’nün amacı ve gündeme getirdiği talepler bizim parti kimliğimizin dışında tüm toplumun ortak dili ve duygusuydu. Böyle olduğu da yürüyüş boyunca somut bir şekilde görüldü. Bugün de geldiğimiz nokta apaçık şekilde gösteriyor ki ülkemizde yargıya ve adalete güven dibe vurmuş, adalet ihtiyacı ise zirveye çıkmıştır. Yaptıkları düzenlemeler, HSK değişikliklerinin acilen yürürlüğe konulması hep bu korku ve paniğin sonucudur. FETÖ’nün yargı kumpasları, komplo davalarının yerini bu son değişiklikle AKP yargısı almış durumda.”

8) Türkiye de sürekli değişen eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Bir ülkenin geleceğini inşa eden kurumların en başında eğitim sistemi gelir. AKP’nin 15 yıllık iktidarı boyunca en çok bakan ve sistem değişikliği yaptığı alan eğitim. Neden? Sanki iktidar değişmiş gibi her gelen bakan, kendisinden önceki bakanın yaptığı değişiklikleri sil baştan değiştiriyor. Son TEOG ve Üniversite Sınav Sistemi değişiklikleri de öyle. Cumhurbaşkanı bir ziyaretinde TEOG değişmeli, bizim zamanımızda TEOG mu vardı dedi, bir anda hükümet panikledi. Üç günde sistem değiştirmeye kalktılar. Şimdi her hafta yeniden değiştiriyorlar. Sözde dershaneleri devreden çıkartacaklardı, şimdi kendi itiraflarıyla sadece yüzde 10’u ‘nitelikli’ olan liselere çocuklarını sokabilmek için veliler, dershane, özel ders, özel kurs derdine düştü. 81 ilde üniversite açıldı, üniversite eğitimi orta eğitim düzeyine geriledi. Üniversiteler sadece diplomalı işsiz yetiştiren kurumlara dönüştü. PISA testlerinde, Türkiye sürekli geriliyor. Çocuklarımız kendi dilinde okuyamıyor, okuduğunu anlayamıyor. Türkiye çağdaş dünyadan hızla koparılıyor. Cumhuriyetin kuruluşunda iki bakanlığın ismini önüne Milli sözcüğü ilave edilmiştir. Milli Savunma ve Milli Eğitim. Maalesef AKP iktidarı bu değerlerin hepsine ağır hasar verdi, ağır tahribatlarda bulundu.”

9) Dolar 4 TL’ye yaklaşmış, Euro da 5 TL’ye yaklaşmış, gittikçe artış gösteriyor, siz Türkiye ekonomisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

” Türkiye dünyada en kırılgan beş ekonomi içinde ilk sıradadır. Bunda siyasi risklerin, OHAL rejiminin, yargı ve adalet sisteminin yarattığı endişeler en önemli etkendir. Hükümetin uyguladığı dış politikanın ortaya çıkarttığı ağır faturalar hâlâ telafi edilemedi. Turizm başta olmak üzere, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde, ihracatta şu anda 2013 seviyesini bile yakalayamadık. Hükümetin Ekim ayında açıkladığı 2018-2020 Orta Vadeli Plan’ın (OVP) tüm hedefleri iki ayda iflas etti. OVP’ye göre 2019’da dolar 3,90 TL hedeflenmişti. Daha bugün 3,92 TL! Bakın ekonominin en basit ve temel bilimsel kriteri üç açık eş zamanlı artıyorsa o ekonomi krize gidiyor demektir; Bütçe açığı, cari açık, dış ticaret açığı. Yani yerli ve yabancı para açığınız birlikte artıyorsa, ekonominiz komada, aşırı kanamada demektir. İlan ettikleri hedefler daha mürekkebi kurumadan iflas eden bir hükümetin yurt içi ve yurt dışındaki yatırımcıya güven telkin etmesi mümkün değil. OVP’de işsizlik ve enflasyonun önümüzdeki iki yılda çift hanede olması öngörülüyor. Döviz kurlarında koydukları 2019, 2020 hedefleri bugünden aşılmış durumda. Cumhurbaşkanı, Bakanlar her gün Merkez Bankası’nı suçluyor. Merkez Bankaları ülkelerin itibar kurumlarıdır. İtibarları varsa, bastıkları para da, banknotta itibar görür. Şayet siz kendi Merkez Bankanızı her gün azarlayıp, suçluyorsanız, kendiniz Merkez Bankanıza güvenmiyorsanız, yatırımcı, yabancı işadamı, sermayedar niye güvensin, niye parasını getirsin, yatırım yapsın. Aksine Türkiye’ye gelmiş olan yatırımcı da kaçar. Nitekim Kasım ayında haftada 1 milyar dolarlık yabancı yatırımcı kaçışı oldu. Bu kanama sürerse, nasıl baş edeceksiniz? Şimdi hükümet büyümede dünya birincisi olacağız diyor. Büyüme hızının yüksek çıkacağını savunuyor. Belirttiğim gibi, 16 Nisan öncesi piyasaya yüz milyarlarca lira kredi ve kaynak enjekte ettiler. Mobilya, konut, beyaz eşya hatta yatların KDV, ÖTV’sini düşürdüler, bazılarını sıfırladılar. Büyükannelere maaş bağladılar. İşverenlere işe alacakları kişilerin vergi ve SGK primlerini devletin üstleneceğini vaat ettiler. Büyüme sağlandı. Ama nasıl, devletin harcamaları ve hanelerin tüketim harcamalarıyla! Yani üretim, istihdam, yok. Büyüme tüketim ve harcama kaynaklı. Üstelik geçen yıl üçüncü çeyrekte, hatırlarsanız eksi büyüme, yani küçülme yaşanmıştı. Şimdi üçüncü çeyrekte, geçen yılın eksi büyümesine göre baz etkisiyle yüksek büyüme çıkabilir. Ama bu bir şey ifade etmez. Kalıcı, istikrarlı, üretime dayalı bir büyüme olmaz. Üç ay sonra, büyüme hızı yine düşmeye başlar. Hükümetin tek yaptığı şaşalı açılışlarla, günü kurtarmak, göz boyamak! TOBB’un açıkladığı istatistiklere göre, kapanan şirketler, iflaslar patlama yapmış durumda. Üç günde bir toplu açılış yapıyorlar. Türkiye’de yıllardır bu kadar açılış gerçekten olsaydı, ülke ihya olurdu. Yoksulluk almış başını gidiyor. Aile ve sosyal politikalar bakanının bütçe konuşmasına bakarsanız, bu yılsonuna kadar yoksul ve muhtaç olanlara yapılacak yardımlar 38 milyara çıkacak. Gelecek yıl bakanlık bütçesinin yüzde 95’i sosyal yardımlara ayrılmış. Büyüme hızı açıklandığında da göreceğiz. Çift haneli büyüme bile olsa dolar bazında yoksullaştığımızı göreceğiz.”

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ

8+1 = ?